Türk Edebiyatında İlk Günlük Örneği Nedir? Bir Genç İzmirli’nin Bakış Açısıyla
Giriş: Günlükler, Bugünün ‘Stories’leri
Bir an durup düşünelim: Günümüzün sosyal medya fenomenleri, herkesin hayatına dair kesitleri paylaşıp duruyor. Sanki bir Instagram hikayesi, aklımıza gelen her şeyi anında dünyayla paylaşmamıza olanak tanıyor. Zamanla bu paylaşımlar öyle çok hâle geldi ki, bir düşünsenize; sosyal medya tarihinden çıkarılacak en derin anlam belki de şu olacak: “Bazen ciddiyetin yerini, ‘nasıl daha fazla takipçi kazanabilirim?’ sorusu alır.”
Benim için bu tür paylaşımlar hep tuhaf bir kavramı çağrıştırır: Günlükler. Ama sıradan bir günlük değil, Türk edebiyatındaki ilk günlük örneği! Evet, ben de tam o noktada, “Neden olmasın?” diyerek derin düşüncelere dalıyorum. Yani, bir İzmirli olarak, bir yandan espri yaparak gülümsediğim, bir yandan da her şeye çok fazla kafa yorduğum bir hayatta, bu sorunun cevabını vermek her zamankinden daha eğlenceli. Bakalım, Türk edebiyatında ilk günlük örneği nedir?
Türk Edebiyatında İlk Günlük: Tanzimat Dönemi ve İlk İzler
Tanzimat dönemi (1839-1876) bizim edebiyatımızda çok önemli bir kırılma noktası. Her şeyin hızla değiştiği, Batı’dan yeni fikirlerin, teknolojilerin ve kültürlerin girmeye başladığı bir dönem. İşte o dönemin başlarında, o kadar sıkı espriler yapıp, bence çok “derin” bakış açıları geliştiren biri olmamış olsa da, yine de birileri durup bir şeyler yazma gereği duymuş. Şair Ziya Paşa, edebiyat dünyasında adından sıkça söz ettiren biri. Hatta Ziya Paşa, yazdığı eserleriyle birçok toplumsal sorunu gündeme getirirken, bazen öyle bir tonda yazıyordu ki, daha da derin bir şekilde düşünüyorduk: “Evet, Ziya Paşa, sen de bizdensin!” Ama asıl önemli olan, Ziya Paşa’nın kişisel hayatından kesitler sunduğu eserlerinin, günlüklerin atası olabileceği gerçeğiydi. Tabii ki, kesin bir ilk günlük örneği demek zor ama bu dönemde bir şeyler değişmeye başlamıştı. Ve ben şu an gözlüklerimi takıp, sürekli soru sorarak edebiyatın en komik yerlerine girip çıkmak istemiyor olsam da, şunu itiraf ediyorum: Ziya Paşa belki de günlükleri ilk yazanlardan biriydi.
İlk Günlük Örneği: Şemsettin Sami’nin “Terkib-i Bend”i
Söz konusu günlükler olduğunda, edebiyat dünyasında Şemsettin Sami’nin “Terkib-i Bend”i karşımıza çıkar. O dönemin derinlerinde, büyük bir karmaşanın içinde, bireysel düşüncelerini kağıda döken biri vardı. Hani şu ‘bireysel düşünceler’ kısmı var ya, işte o tam benim karakterime uyan bir nokta: Düşünceler içinde kaybolma, her şeyi bir türlü düzenleyememe, ama o düzeni ararken eğlenceli bir şekilde gülüp geçme… “Terkib-i Bend”, aslında bir nevi günlük gibi bir şey. Tam olarak bugünün blog yazısı gibi düşün. Ama eski zamanlarda, o kadar da eğlenceli değil tabi. Şemsettin Sami’nin kalemi de biraz ciddi. İçsel çatışmaları ve bireysel mücadeleleri, zamanında okurlara sunması, ona özel bir bakış açısı katmıştır.
Bir İzmirli’nin Gündelik Hayatına Bakış Açısıyla Şemsettin Sami
Kendimi bir an için Şemsettin Sami gibi hayal ediyorum. 25 yaşında, İzmir’de yaşayan bir gencim. Yine arkadaşlarla bir kafede takılıyoruz. Bir yandan kahve içerken, bir yandan da şehrin garipliklerini gözlemliyorum. Çevremdeki sesler ve renkler iç içe geçmiş. Herkesin telefonuna bakarak takıldığı, ben de içimdeki düşüncelere dalmışken… Dur, hadi şu iç sesimi biraz dışa vuralım:
İç Ses: “Şu an hiç mi kimse ya da hiçbir şey beni şaşırtmıyor? Herkes bu kafede ya telefonuna ya da eski ilişkilerine bakıyor… Biri bir hikaye atsın da, belki ben de başıma gelmiş bir şeyi paylaşırım.”
Tam o sırada Ziya Paşa ya da Şemsettin Sami olsaydı, belki de bu düşüncelerinin kağıda dökmek için günlüğüne yazardılar. “Bugün, İzmir’deki kahve dükkanında, herkesin kafasında bir başka dünyada olduğu bir zamanda, ben de işte bunları yazıyorum.”
Şemsettin Sami’nin bakış açısını, bugünün gençliğine taşımak aslında bu kadar kolay. Bir yanda daha ciddi bir tonla yazılmış metin, diğer yanda günümüz gençliğinin mizahi bakış açısı… Biri 19. yüzyılda yaşamış, diğeri modern dünyada ama… İkisi de aynı şekilde düşünceleri ve hisleri kağıda dökmüş.
Şiirle Günlüklerin Kesişen Noktası: İçsel Konuşmalar
Ve işte bir diyalog daha:
Ben: “Ya bugün de böyle boş boş yazıyorum, bir an önce 5-6 dakika içerisinde bir şeyler ortaya çıkarmam lazım.”
Arkadaşım: “Ne yazıyorsun?”
Ben: “Türk edebiyatında ilk günlük örneği nedir, biliyor musun? Her şey Ziya Paşa’dan, Şemsettin Sami’den, bir anda… Bir şeyler çıkacak.”
Arkadaşım: “Şemsettin Sami’yi bilirim de… Şiir mi yazıyor?”
Ben: “Hayır, daha çok ‘günlük’ gibi şeyler yazıyor. Ama içindeki hisleri şiir gibi dile getiriyor.”
Bazen derin düşünceler bizi başka bir yere sürükler. Duygularımıza tutunarak, bir şeyler yazmak, bir yandan derin bir içsel sohbet başlatmak gibidir. Aynı şekilde, edebiyatın ilk zamanlarında da birçok düşünür, her bir anı içsel bir şiire dönüştürmeye çalışıyordu. Hatta derinlemesine duygularla yazılmış günlükler bile, zamanla bir şiir halini alabiliyordu.
Sonuç: Günlükler, Edebiyatın Duygusal Kıyısında
Türk edebiyatında ilk günlük örneği nedir diye sorduğumuzda, aslında cevap çok daha derinleşiyor. Kimi zaman bir şairin kişisel izlenimlerini, kimi zaman bir düşünürün içsel dünyasını kağıda dökmesi; hepsi aslında birer günlük örneğidir. İster Ziya Paşa olsun, ister Şemsettin Sami… Her biri, düşüncelerini aktarmak adına kendi dönemine özgü bir günlük tarzı oluşturmuşlardır.
İzmir’deki bir kafede arkadaşlarla sohbet ederken, bunları yazarken; belki de bir gün 200 yıl sonra, aynı şekilde düşünüp gülüp geçeceğiz. Ama işin komik tarafı şu ki, hem geçmişte hem de bugün, herkes bir şekilde kendini anlatma derdinde. Kimisi bunu sosyal medyada yaparken, kimisi günlüklerinde. Belki de asıl soru şudur: İçimizdeki düşünceleri, bir gün sadece dijital ortamda değil, edebiyatla mı aktaracağız?
Edebiyatla ve günlüklerle ilgili içsel çatışmalarım devam ederken, şunu unutmayın: Ben bir İzmirli olarak, her anı derinlemesine sorgulayan ama komik bir şekilde yazmaya çalışan biriyim. Umarım yazıyı okurken de, günün sonunda şöyle bir düşündünüz: Ben de günlüğümü yazmalı mıyım?